Geçtiğimiz hafta Başbakan, Ak Parti grup toplantısında konuşurken, 12 Eylül sonrası idam edilen gençlerden bazılarının, ailelerine idam öncesi yazdıkları mektupları okurken, duygulu anlar yaşadı. Ağladı ve kendisi ile birlikte başkalarını da ağlattı.
Ağlayabilmek, sonsuz güç karşısında aczi yetini ortaya koymak veya gerektiğinde yufka yürekliliğin bir alameti olarak, kalpte merhametin varlığının bir delili olarak gözyaşlarını akıta bilmek veya sevgi gösterisinin zirvesi olarak gözyaşı dökebilmek, bence övgüye değer vasıflardandır.
12 Eylül darbesi sonucu, hapislere düşenleri ve sonrasında idam edilenleri yâd etmek, onların çektiği acıları bugün dahi olsa hatırlayıp bu acıyı paylaşmak ta, övülmesi gereken fillerden olmalıdır. Eğer birileri zulme uğramışsa, zulme uğrayan insanların kimlik ve düşüncelerine bakılmamalı ve acıları paylaşılmalıdır. Paylaşılan acılar gerçekten de hafifler.
Gel gelelim bu gün yaşanan acılara, hem de 30 yıl önce yaşanmış acılar için gözyaşı döken, bir Başbakanın dönemin de.
Bu gün çeşitli acılar yaşayan bu insanlar, eğer 30 sene önce yaşamış olsalardı ve yaşadıkları acıları yazıya dökselerdi ve bu gün bu yazılar, Başbakanın eline geçse ve Başbakan bu yazılanları grup toplantısında okusaydı, belki Başbakan yine duygulu anlar yaşar, kendisi ile birlikte başkalarını da ağlatırdı.
Bu acılardan bir kaçına değinelim. Mesela geçtiğimiz günlerde vefat eden Cahit Durmaz’ın ve ailesinin yaşadığı drama gelelim. Bilindiği üzeren Cahit Durmaz, Ankara 2 Nolu F Tipi Cezaevinde bağırsak kanserine yakalanmış ve vefatından 8 ay önce hastalığına tanı konulmuş olan Cahit Durmaz, Ankara Numune Hastanesinden tam teşekküllü rapor almasına rağmen, raporu kabul edilmemiş, ceza evinden tahliye edilmemişti. Cahit Durmaz kolon(bağırsak) kanserine yakalanmıştı.
Tedavi edilmediği için Cahit Durmaz 80 kilodan 30 kiloya kadar düşmüştü ve en sonunda son nefesini, ailesinin içinde değil, hastanede vermişti.
Merhumun avukatı Abdulgani Orhan şöyle diyordu ”Müvekkilim Cahit Durmaz’a tanı konulmasına rağmen tedavi edilmedi. Hastanenin ‘cezaevi yatamaz’ raporuna rağmen cezaevinde tutuldu. Müvekkilim Cahit Durmaz’ın ölümünden, Ankara 2 Nolu F Tipi Cezaevi’nin Müdürü, Başgardiyanı, Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü, İstanbul Adli Tıp, Cezaevi Savcılığı ve Adalet Bakanlığı sorumludur”.
Evet, 30 yıl önceki dramlara ağlayan bir Başbakanın dönemin de, daha acı dramların yaşanması, şahsen beni düşündürmektedir. Cahit Durmaz’ın ve ailesinin yaşadığı drama, acaba 30 yıl sonraki Başbakanlar mı ağlayacak?
Mesela Kronik Hepatit B hastalığına yakalanan Yasin Demir, belki 12 Eylül dönemin de olduğu gibi idam edilmedi ama 30 yıl önceki acılara ağlayan bir Başbakan döneminde, yavaş yavaş gelen bir ölüme terk edildi. Bu insanların yaşadığı acıları görmek, acılarını paylaşmak ve yetki elinizde iken acılarını hafifletmek, neden aklınıza gelmiyor? Yoksa bu acıların üzerinden bir 30 yıl geçmesi mi gerekiyor?
Bir başka drama değinelim. Vücudunun büyük kısmı felç olmasına rağmen, en tabi ihtiyaçlarını bile, mahkûm arkadaşlarının yardımı ile gideren Fikret Bayram’ın yaşadığı drama. 30 yıl önceki acılara ağlayan bir Başbakanın döneminde Adli tıp, Cezaevi Savcıları, Cezaevi Müdürleri, Başgardiyanlar, Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü ve Adalet bakanlığı birer zorba ve diktatöre dönüşmüş durumda ve belli düşünce yapısında olan mahkûmlara, “Müslüman’ım ve inancıma göre yaşamak istiyorum” diyen insanlara zulüm etmekte ve acılar yaşatmaktadır.
Yaşanan sürgünlerden ve sürgünlerden dolayı ailelerin çektikleri acılardan, bahs etmiyoruz bile.
Bu gün bu acıları yaşayan insanlar, yaşadıkları bu acıları 30 yıl önce yaşamış olsalardı ve bu acılarını kaleme almış olsalardı ve Başbakan bu yazılanları okusa idi, inanıyoruz Başbakan bunlara da ağlar, gözyaşı dökerdi.
Başbakan döneminde, bahs ettiğimiz acılar yaşandığına göre ve yaşanan bu acıları Başbakan ve ilgili bakanları görmezden, duymazdan, bilmezden geldiğine göre, başka dönemlerde yaşanmış acılara ağlamayı, varsın okuyucu kardeşler, ağabeyler neye yorarsa yorsun, ben hayra yoramadım ne yazık ki.
Son olarak bizler bu acıları yaşatanlar, belalarını Allah’tan bulsunlar diyorum, aynen 30 yıl önce idam edilenlerin dediği gibi.
HÜRSEDA HABER